Bilim Tarihine Göre Bilim

  • 23 Mart 2018
  • 337 kez görüntülendi.
Bilim Tarihine Göre Bilim

Bilim Tarihine Göre Bilim

Bilimin tanımı:
Bilimin tanımı üç türlü yapılabilir: bir bilgi olarak, bir etkinlik olarak ve bir kurum olarak.
Bilgi olarak bilim
Pek çok kaynak bilimin bir bilgi türü yada bir bilgi yığını olduğunu belirtir. Örnekler:
“Yasalara uygun ve/ya da deneysel yöntemlerle doğrulanmış belirli olgu, konu ya da olay kategorilerine ilişkin bilgileri bir araya getiren tutarlı bütün, ilim” (Büyük Larousse)
“Bilimler topluluğu ve bilimsel bilgilerin tümü” (Felsefe Terimleri Sözlüğü, Bedia Akarsu)
“Bilinen şeyler, kazanılan bilgilerin bütünü” (Büyük Türkçe Sözlük, Mehmet Doğan)
Bilimin bir bilgi türü ya da bir bilgi yığını olarak tanımlanması daima bir eksiklik barındırır. Bu eksiklik bilginin öznesidir. Zira özneden bağımsız kendi başına bir bilgi düşünülemez. Bilginin özne işin içine katılarak yapılacak bir tanımı, bu bilginin ne tür bir eylem sonucunda üretildiği ya da elde edildiğini içerecektir. Bu eylemin niteliği çoğu kez bilginin önüne getirilen ‘bilimsel’ sıfatı ile belirtilir.

Etkinlik olarak bilim
Bilim pek çok yerde bilimsel bilgi diye tanımlanır. Bilimsel bilgi ise ‘bilimsel yöntem’ ile elde edilen bilgi demektir. Bilimsel yöntem, bilimi ortaya çıkaran özel bir etkinlik türü olarak anlaşılabilir. Bilimsel yöntem, kabaca gözlem-hipotez-deney üçlüsünden oluşur ve ancak bu yöntemin sağladığı bilgilerin istenen kesinlik, nesnellik ve titizliğe sahip olacağı kabul edilir. Bilimsel yöntemin daha detaylı bir tarifi şu şekildedir:
“Bilimsel çalışma bir problemle yani nedeni bilinmeyen bir olayın ilgiyi çekmesiyle başlar. Problem görebilmek uzmanlık isteyen bir iştir; herkes problem göremez.
Her şeyden önce problemin sınırlarının çizilmesi gerekir. Bunu problemi meydana getirdiği düşünülen olayların gözlemlenmesi izler.
Gözlem yapmak zor bir iştir. Önce araştırmacının konuya ilişkin ayrıntılı bilgi edinerek işe başlaması gerekir. Aksi takdirde neyin gözleneceği bilinemez.
Gözlemin hangi koşullar altında yapıldığının saptanması gereklidir. Örneğin suyun 100C’de kaynadığını söylemek aldatıcı olabilir. Hangi koşullar altında 100C’de kaynadığı belirtilmelidir. Koşullar değiştirilirse su 90C’de de kaynayabilir. Hava basıncının az olduğu dağların tepelerinde olduğu gibi.
Ayrıca gözlem yapılırken duyu organlarının güçlerini artırıcı teleskop, mikroskop vs. gibi bir takım araçlar da kullanılabilir.
Olanı olduğu gibi gözlemlemeyi engelleyen bazı hususlar vardır. Bunların başında duyu organlarının yapısından kaynaklanan aldanmalar gelir. Psikolojide bununla ilgili pek çok örnekler bulunmaktadır.
Ayrıca önyargılar da olanı olduğu gibi algılamayı engeller. Sosyal bilimlerde buna çok sık rastlanır.
Dikkat edilecek nokta, olanı olduğu gibi görmenin zor olduğunu bilip yanılgıya düşmemeye çaba göstermektir.
Problemin nedeni olduğu sanılan olayları art arda sıralamak çalışmayı daha ileriye götürmez. Bunlar bir fikir etrafında toplanarak varsayımlar kurulur. Varsayım problemi çözeceği düşünülen olay veya olayları önermektir.
Bunu deney izler. Koşullar hazırlanır ve varsayımın problemi çözüp çözmediği kontrol edilir.
Deney varsayımın doğruluğunu kanıtlarsa, o zaman teori (kuram) adını alır. Eğer teori yeni olgu bilgilerini açıklayamazsa o zaman düzeltilir veya reddedilir.
Eğer varsayım bir formül ile ifade edilebiliyorsa kanuna ulaşılır ( s = ½ gt2 veya F = M.m/r2 gibi ).
Kanunlar da düzeltilir. Kepler’in birinci kanunu buna örnek olarak verilebilir. Kepler’in birinci kanunu gezegenlerin Güneş’in çevresinde birer elips çizdiklerini ve Güneş’in elipsin odaklarından birinde bulunduğunu söyler. Newton genel çekim kanununa dayanarak, bir gezegenin Güneş çevresinde değil, hem gezegenin hem de Güneş’in ağırlık merkezleri çevresinde birer elips çizdiklerini ortaya koymuştur.” (Bilim Tarihi, Sevim Tekeli, Esin Kahya vd.)
Bu tariften yola çıkarak bilimsel yöntemin özetle şu aşamalardan oluştuğunu söyleyebiliriz:
– problem
– gözlem
– varsayım
– deney
– teori
– kanun
Böyle bir yöntemin kullanımına çok eski zamanlarda ve değişik medeniyetlerde bireysel olarak rastlamak her zaman mümkünse de, bilimsel yöntemin Batı’da yani Avrupa’da Rönesans’la başlayan gelişmelerle doğduğu genel olarak kabul edilmektedir. Rönesans döneminde, yaygın olarak kabul edilen bazı bilgilerin gözlem sonuçlarıyla uyuşmadığı fark edildi. Yeni gözlem sonuçlarını açıklamak için yeni teoriler geliştirilerek ileri sürüldüyse de, dönemin bilgisel-siyasi otoriteleri ki, bunların başında Kilise gelmektedir, bu yeni girişimlere muhalif tavırlarını ortaya koydular. İki taraf arasında (bir tarafta yeni bilim adamları ve onları savunan bazı filozoflar, diğer tarafta ise kilise) zıtlaşmanın doğurduğu mücadele, sonunda modern bilimin ortaya çıkışını sağladı. Bilimsel yöntem ilk önce fizikte kullanılmaya başlandı ve bu bilimin uygulayıcılarının kullandığı yöntemlerle şekillendi. Bunların başında mekanik ve astronomi konusundaki çalışmalarıyla İtalyan Galilei’yi görüyoruz. Galilei, mekanikte ilk kez ‘kesin gösterim’ ve ‘akla yakın deneyler’in verimli beraberliğini gerçekleştirerek deneysel yöntemi kullanmıştı. Yine geliştirdiği optik astronomi aletleriyle yaptığı gözlemler vasıtasıyla, Kopernik’in geleneksel yer-merkezli evren modeli yerine ileri sürdüğü güneş-merkezli evren modeli teorisini destekleyen bulgular elde etti. Daha sonra Kepler bu teorinin matematik formülasyonunu geliştirerek, yeni gelişmelere büyük güç sağladı. Ancak fiziğe, yeni bilimlere ve bilimsel yönteme, geleneksel bilgiler karşısında zafer kazandıran güç, Newton devrimiyle geldi. Newton’un fizikte geliştirdiği mekanik kuram, o zamanın birçok filozof-bilim adamına göre, evrendeki her olguyu açıklama gücüne ve iddiasına sahipti. Newton’un bilime ve bilimsel ilerlemeye kazandırdığı ivme, daha sonra da günümüze kadar pek çok alanda artarak sürdü. Bilimsel yöntem, en etkili bilgiyi kazanmada en güvenilir yol olarak bir çok çevrede benimsenmeye başladı. Bu yöntemin insan bilimleri dahil olmak üzere pek çok sahada kullanılmaya ve uygulanmaya çalışıldığını görüyoruz. XVIII. yüzyılda ilk önce modern kimyanın, ardından modern biyolojinin doğuşuna şahit oluyoruz.
Sonuç olarak denebilir ki bilimin bir etkinlik olarak tanımı da yetersizdir. Çünkü ortada tek bir yöntem yoktur. Bütün yöntemler içinde ‘bilimsel yöntem’ en güvenilir olanı olarak kabul edilirse, bu durumda 17. yüzyıldan önce bilim diye bir şey olmadığını ve bilimin 17. yüzyılla birlikte başladığını da kabul etmek gerekecektir, çünkü bilimsel yöntem ancak 17. yüzyıldan sonra yaygın olarak uygulanmaya başlanmıştır. Bu ise bilim tarihinin kabul edemeyeceği bir görüştür. Öyleyse bilimin, medeniyet tarihinin her döneminde uygulanan ve süreklilik arz eden bir etkinlik olarak tanımlanması icap eder, yani bir kurum olarak.

Kurum olarak bilim
Bilim doğadaki düzenliliklerin basitçe gözlenmesi demek değildir. İlk bakışta göze çarpan düzenliliklerin sıradan bir insanın dikkati ve özeni ile kayda geçirilmesi değildir. Bilim olabilmesi için o konuda yoğunlaşmış bir ilgi, sürekli uğraş ve çabanın bulunması gerekir. Bunun sonucunda oluşmuş uzmanlığın ortaya çıkması gerekir. Uzmanlığa sahip kişilerin toplumda ayrı bir sınıf olarak kabul edilmeleri gerekir. Bu uzmanlık bilgisinin nesilden nesile aktarılması gerekir. Bilginin aktarımı için kurulmuş toplumsal müesseselerin bulunması gerekir. Bilim belirli toplumsal kurumlarda (eğitim kurumları gibi) sistemli bir şekilde, ya da usta-çırak ilişkisi gibi daha basit ve temel düzeydeki toplumsal süreçler yoluyla öğrenilir ve öğretilir. Böylece bilimin toplumsal yönü ortaya çıkıyor. Bilim her şeyden önce sosyolojik anlamda toplumsal bir kurumdur. Bilim tarihi açısından muteber olan tanım da budur. Bilim de aile, din, devlet, hukuk gibi bir toplumsal kurumdur. Nasıl aile, din, devlet gibi kurumlar medeniyet tarihine dâhil olan bütün toplumlarda varsa aynı şekilde bilim de medeniyet tarihinin her döneminde her medeni toplumda var olan bir kurumdur. Böylece bilim tarihi yalnızca 17. yüzyıldan sonraki bilimi değil, M.Ö. 3000’lerden öncesine kadar uzanan bir zaman süreci boyunca bilimin gelişimini ve uygulanma biçimlerini inceler.
Bir bilim tarihçisi olan George Sarton şu tanımı vermektedir: “Bilim, sistemleştirilmiş pozitif bilgidir veya farklı zamanlarda ve farklı mekânlarda bu sıfatla tanınmış şeydir.” (Bilim Tarihi, Sevim Tekeli, Esin Kahya vd. s.191)

Notu İndir

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ