Dostoyevski’nin Hayattı Hakkında Bilmeniz Gerekenler

  • 01 Mayıs 2019
  • 32 kez görüntülendi.
Dostoyevski’nin Hayattı Hakkında Bilmeniz Gerekenler

Tartışamsız en iyi romancılardan biri olan Fyodor Mihailoviç Dostoyevski‘nin hayatı hakkında bilmediğimiz birçok şey var. Öncelikle belirtmek isterim ki hayatı sizi yanıltıp önyargıya düşürmesin, hala Dostoyevski’nin kitaplarını okumamış biriyseniz, romanlarını mutlaka okumalısınız, sizlere çok şey katacaktır, emin olun.

Dostoyevski her ne kadar bizi romanlarıyla müthiş bir şekilde etkilese de hayatı pek o kadar alımlı değildir. En başta yazarımız aşırı kumarbaz birisidir, para kazanmaktan çok kumar oynamayı sırf kumar oynamak için eylem haline getirmiştir. Herhangi bir rulet masası onu sanattan daha fazla etkilemiştir hayatı boyunca. Dünyevi hayatına fazlasıyla önem veren biri olarak şehvetine de oldukça düşkündür. Askerlik yaptığı süre boyunca birçok evli kadını ayartmaya çalışmış ve bir tanesinde başarılı olmuştur. Bununla yetinmemiş ve övüne övüne anlattığı ufak yaşta bir kız çocuğu ile de ilişkiye girmiştir. Ona kötümsercesine atılan bakışları gram umursamamıştır. Sadece bunlarla yetinmemiş, kumar aşkından dolayı karısının paralarını çalmış, hatta elbiselerini bile satmıştır.

Yalaka ve utanmazdır. Fakir dönemlerinde araları iyi olmadığı kişilerden bile mektup sonunda borç para istemiştir. Onuru, gururu yoktur Dostoyevski‘nin. Yine fakir dönemlerinde birkaç ruble için mektubunda beş defa İsa’dan bahseder. Para için haysiyetini çok kez ayaklar altına almıştır.

 Ayrıca, “İstanbul elbet bir gün rus şehri olacaktır”, “Ayasofya’ya haç takılmalıdır” gibi sözleriyle Türk karşıtı olmakla birlikte, bir nefret gütmektedir. Döneminin ünlü eleştirmeni Strahov‘a göre Dostoyevski’nin zekası olmasa rezil ve acınacak bir adamdır kendisi. Hatta “Yeraltından Notlar” eserinde Dostoyevski’nin bizzat kendi hayatını anlattığını öne sürmüştür.

Bilinenin aksine fakir bir aileden gelme değildir. Babası yüz serf yani köle sahibi soylu bir askeri doktorken, annesi babasının aldığı fakir bir köylüdür. Babası oldukça katı olmasına karşın annesi bir o kadar yufka yüreklidir. Zıt bir evlilikten doğan bu çocuğun 60 yıllık hayatında en diplerdeyken en zalim olduğu anlar da olacaktır, en zirvelerdeyken bir o kadar da merhametli yani kısaca çelişkili bir hayat yaşayacaktır.

Babasına her ne kadar zalim desek de iyi bir kitap ve şiir okuyucuymuş. Çocuklarına yemek masasında zorla şiir ve roman okuturmuş sırayla. Çocuklarına bizzat Latince dersi verirken, Fransızca öğrenmeleri için özel hoca bile tutmuş.

Fiziksel açıdan Dostoyevski, biraz kızılımsıymış. Zayıf ve kızıl sakallı. Bu biraz bize Van Gogh’u anımsatıyor. Tekrar ailesine dönecek olursak, anne ve babasını erken yaşta kaybetmiş, babasının ölümünü onu çok etkilemiştir. Babasından ne kadar nefret etse de ölüm biçimi oldukça acıdır. Zalim olmasından bir tek Dostoyevski değil köleleri de bu durumdan oldukça bezmiştir. Hatta onu öldürme planları yapıp durmuşlar ve bir gün bir köşe de yakalayıp bağlarlar. Hayalarını tekmeleyerek paramparça ederler, akrabaları ise olayın üstünü kapatmaya çalışırlar. Köleler ceza yemez ancak bu olay ufak Dostoyevski’yi derinden sarsmıştır.

Dostoyevski’nin mesleği ise mühendisliktir ancak bu işi bir sene bile yapmaya yeltenmez ve “İnsancıklar” adlı meşhur eserini yazmaya koyulur. Belki bilmezsiniz, İnsancıklar’ın yayımlanış hikayesi de pek güzeldir. Dostoyevski eserini şair dostuna, Nekrasov’a gönderir. Aynı günün gecesi Nekrasov, Dostoyevski’nin kapısını ağlayarak çalar. Eser hakkında övgüler sunar ve bu eserin Belinski’ye göndermesi gerektiğini söyler. O dönemde Belinski ise en meşhur eleştirmendir. Nekrasov eseri Belinski’ye verirken heyecanlı bir şekilde “yeni bir Gogol doğdu” der ancak Belinski’nin küçümseyici cevabı, zamanı gelince ona geri dönecektir. Belinski’nin cevabı ise “size kalsa Gogol’ler bir mantar gibi yerden biter” diyerek alay eder.

Dostoyevski’nin en korku dolu anı ise yine bir gece kapının çalmasıdır ancak bu sefer kapıdakiler subay ve silahlı askerleridir. Hiçbir açıklama yapılmadan tüm yazılarına el koyulur ve dört ay gibi bir süre karanlık hücreye mahkum edilir. Bu zamanın ardından suçunu Dostoyevski’ye söylerler. Suçu, çar’ı eleştiren bir şiir paylaşmaktır ve cezası kurşuna dizilmektir!

Gün doğumunda kendisi ve sekiz arkadaşı uyandırılır, özel idam gömleği giydirilir. Üçerli gruplar olarak elleri ve gözleri bağlanarak sıralanırlar. Dostoyevski, ikinci gruptadır. Ölüm fermanları okunur, nişancılar vaziyet alır, ateş borazanı öter. Her şey bitti birkaç dakika sonra öleceğim derken bir atlı çıkar gelir. Çar’ın yeni emrini bağırarak okur, bu dokuz idam mahkumunun affedilmesini emretmiştir. Dostoyevski, ölümün kıyısından dönmüş ve hayatı boyunca bu anı unutamamıştır.

İdam iptal edilmiştir ancak dört yıllık bir kürek mahkumluğu ve altı yıl zorunlu askerlik cezası verilmiştir. Ayrıca Moskova ve Saint Petersburg’a girmesi yasaklanmıştır. -40 derecede kar küreme, tuğla taşıma gibi en ağır işlerde çalışır. İki kolu damgalanır ve saçının yarısı tıraş edilir. İncil haricinde kitap okumaları yasaktır ve bu sürede yalnız değildir. İki dost edinmiştir kendine; birisi aylak bir köpek, diğer ise bir kanatı kırık uçamayan bir kartal.

Fyodor Mihailoviç Dostoyevski Eserleri

Sürgün biter ve bu günlerini “Ölüler Evinden Anılar” adıyla tarihe kazır. Kitabın yayımlanmasının ardından Rusya şok olur. Hatta Çar’ın köleliği kitabı okuduktan sonra gözyaşları içinde kalarak kaldırdığı öne sürülür.

Dostoyevski her ne kadar Rusya’da büyük bir yazar olsa da Avrupa’da tanınmamıştır. O zamanlar Avrupa’da onu sıkca gören ve tanıyan sadece bankacı insanlardır. Sebebi ise herkesten borç isteyip, çek beklemesidir. O zamanlar Rusya’da değildir çünkü herkese borç takmıştır, alacaklısı çoktur.

Kumarbaz” isimli romanını sadece bir ay gibi bir sürede yazmış, yazmak zorunda kalmış çünkü o zaman yayınevinden telif parasını peşin almıştır. O kadar umursamaz biridir ki, romanın çıkış tarihine 29 gün kala oturup yazmaya başlamıştır. Yetiştiremeseydi ise yazacağı tüm eserlerin telif hakkından mahrum kalacaktı.

45 yaşındayken bu süre zarfında romanı yetiştirmek için kendine 20 yaşında bir genç kızı yanına yardımcı olarak almış. Bu genç kız Dostoyevski’nin hayatını fazlasıyla değiştirmiştir. Onunla evlenmiş ve daha düzgün bir hayatı olmasında Dostoyevski’ye yardım etmiştir. Öldükten sonra bile ona sadık kalıp, anılarını kitaplaştıracaktır.

Yazarımızın bir sarsıcı olayı da “Ecinniler” adlı romanını yazarken sara nöbeti geçirmesiyle başlar. Nöbetten sonra romana dair hiçbir şey hatırlamaz ve yıkılır. Romanı sil baştan yazmak zorunda kalmış ancak bu döngü hayatı boyunca sürmüştür.

Gelelim en çarpıcı bilgiye. Dostoyevski’nin asıl bu denli ünlenmesinin sebebi “Suç ve Ceza” değildir. Onu bu denli ünleten olay, Puşkin’in bir heykelinin açılış töreninde yaptığı olağanüstü konuşmasıdır. Törende birçok ünlü yazar bulunmaktadır. Öyle etkili bir konuşma yapar ki halk heyecanlanır, diğer yazarlar elini öpmek isterler. Ona küs olan Turgenyev bile gözyaşları içinde sarılır. Halk Dostoyevski için “peygamber, peygamber” diye seslenir. Dostoyevski’den sonra konuşma yapacak yazarlar, konuşma yapamazlar, buna cesaret gösteremezler.

Her güzel şeyin bir sonu vardır ancak Dostoyevski’nin şansına bu en zirve yaşantısı sadece bir sene sürer. Konuşmasından bir yıl sonra (1881) vefat eder. Tabutunun ardında otuz bin insan vardır. O güne kadar Rusya’nın tanık olduğu en büyük kalabalıktır. Hatta dönemin devrimci üniversiteli öğrencileri ayağına zincir takıp, Dostoyevski’nin Sibirya’da geçirdiği zor günleri hatırlatmak isterler. Çar buna mecburen razı olur, sıkıntı olmasın diye. Birkaç hafta aradan sonra ise Çar bombalı bir suikaste kurban gider.

Her ne kadar zor ve acımasız bir hayat geçirse de bizi derinden etkileyen, insalığı anlatan kitaplar yazmış ve bize bu güzel armağanları sunmuştur. Yazımızı Dostoyevski’nin kısa bir söylevinden bir cümleyle bitirelim. “Dostlar korkmayın hayattan!”

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ